Harun Yahya Allah Var Mühür
7 Ekim 2026 9 dk okuma

Müslümanların Görevi, İslam’ın Barış Dini Olduğu Gerçeğini Dünyaya Anlatmaktır

Facebook X

Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde yaşanan terör saldırıları, çok sayıda masum insanın hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olmuş, toplumlarda derin travmalar meydana getirmiştir. Bunun yanı sıra, kendilerini İslam adına hareket ediyor gibi gösteren bazı terör örgütlerinin gerçekleştirdiği bu katliamlar, milyonlarca masum Müslümanın da haksız ithamlarla karşı karşıya kalmasına yol açmıştır. Batı kamuoyunda bu saldırılar çoğu zaman “İslami terör” olarak sunulmakta, bunun sonucunda ise İslamofobi daha da güçlenmektedir. Böylece terör örgütlerinin hedeflediği kutuplaşma ortamı derinleşirken, en büyük zararı hem saldırıların mağdurları hem de barış içinde yaşamak isteyen milyonlarca Müslüman görmektedir.
Nitekim son yıllarda Avrupa’da Müslümanlara yönelik nefret suçlarında da dikkat çekici artışlar yaşanmaktadır. Başörtülü kadınlara yönelik sözlü ve fiziksel saldırılar, camilere yapılan saldırılar, Kuran-ı Kerim’e yönelik provokatif eylemler ve sosyal medyada yayılan nefret söylemleri, İslamofobinin yalnızca bir önyargı değil, büyük bir toplumsal sorun haline geldiğini göstermektedir. Birçok uluslararası kuruluş da Müslümanlara yönelik ayrımcılığın arttığına ve İslamofobinin küresel barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğuna dikkat çekmektedir.
Terör saldırıları yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmamakta, siyasi ve toplumsal sonuçlar da doğurmaktadır. Örneğin Almanya’nın Solingen kentinde 2024 yılında düzenlenen ve üç kişinin hayatını kaybettiği bıçaklı saldırının ardından ülkede güvenlik tedbirleri önemli ölçüde artırılmış, bıçak taşıma yasaları sıkılaştırılmış, terörle mücadele yetkilerinin genişletilmesi ve iltica politikalarının gözden geçirilmesine yönelik yeni düzenlemeler gündeme gelmiştir. Benzer şekilde Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde de radikalleşmeyle mücadele kapsamında güvenlik önlemleri artırılmış, internet üzerinden yürütülen aşırılık yanlısı propagandanın engellenmesine yönelik yeni uygulamalar hayata geçirilmiş, bazı ülkelerde camiler ve dernekler daha sık denetlenmeye başlanmış, sınır kontrolleri güçlendirilmiştir.
Terörle mücadele elbette her devletin en doğal hakkıdır. Devletlerin vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alması meşru ve kaçınılmazdır. Ancak terörle mücadele edilirken İslam ile terörün özdeşleştirilmesi, milyonlarca masum Müslümanın potansiyel şüpheli gibi görülmesine ve İslamofobik söylemlerin güçlenmesine yol açmaktadır. Bu durum yalnızca Müslümanların temel hak ve özgürlüklerini olumsuz etkilemekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal uyuma da zarar vermektedir.
Bu noktada yapılan en büyük hata, terör örgütlerinin ideolojisini İslam dinine mal etmektir. Oysa terörün kaynağını İslam’da aramak hem gerçeklere hem de Kuran’ın açık hükümlerine aykırıdır. İslam dininin adı dahi şiddeti değil, barışı simgelemektedir. Köken itibarıyla s-l-m kökünden türemiş olan “İslam” kelimesi, barış, esenlik ve güven anlamlarını ifade etmektedir. Öte yandan Kuran’da sevgiyi, barışı, kardeşliği ve adaleti emreden, zulmü, haksız yere cana kıymayı, öfke ve nefreti yasaklayan çok sayıda ayet bulunmaktadır.
İslam’ın neyi emredip neyi yasakladığını anlamanın tek yolu, dinin kaynağı olan Kuran’a başvurmaktır. Kuran; zulmü, bozgunculuğu, masum insanlara yönelik saldırıları ve toplumda korku ortamı oluşturan her türlü anlayışı reddetmektedir. Allah, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
Allah’a verdikleri sözü onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir. (Rad Suresi, 25)
Kuran, masum insanlara yönelik saldırıları da en ağır şekilde yasaklamaktadır:
Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide Suresi, 32)
Bu ayetler, İslam’ın şiddeti değil, sevgiyi, adaleti, merhameti ve barışı esas aldığını açıkça göstermektedir. Terör örgütlerinin sivilleri hedef alan saldırıları, intihar eylemleri ve korku yaymayı amaçlayan yöntemleri Kuran’ın bu hükümleriyle tamamen çelişmektedir.
Kuran, insanların din konusunda baskı ve zorlamaya maruz bırakılmasını da yasaklamıştır. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara Suresi, 256) ayetiyle bu hüküm açıkça bildirilmiş, adaletin herkes için gözetilmesi emredilmiş (Maide Suresi, 8), kötülüğe karşı bile güzel tavır gösterilmesi tavsiye edilmiştir (Fussilet Suresi, 34). Bu hükümler, İslam’ın özgürlüğü, adaleti ve güzel ahlakı esas alan bir din olduğunu açıkça göstermektedir.
Terörün kaynağı hiçbir ilahi din değildir. İster İslam, ister Hıristiyanlık, ister Yahudilik adına ortaya çıksın, masum insanları hedef alan, korku ve kaosu amaçlayan hiçbir ideoloji kutsal dinlerle bağdaştırılamaz. Terör, dini istismar eden sapkın anlayışların ürünüdür. Bu nedenle terörü belirli bir dinle özdeşleştirmek, hem o dine hem de gerçeklere aykırıdır. Terörün gerçek ortak paydası herhangi bir kutsal din değil, kötülüğü meşrulaştıran sapkın zihniyetlerdir. Bu zihniyetler kimi zaman dini, kimi zaman milliyetçiliği, kimi zaman etnik veya siyasi söylemleri araç olarak kullanır. Değişen yalnızca kullandıkları söylem ve kılıftır; değişmeyen ise korku üretmek, masum insanları hedef almak ve toplumları kutuplaştırmaktır. Bu nedenle terörü değerlendirirken kullanılan araca değil, ardındaki karanlık zihniyete bakmak gerekir.
Europol’ün yayımladığı Avrupa Birliği Terörizm Durum ve Eğilim Raporu (EU TE-SAT) da Avrupa’daki terör tehdidinin yalnızca tek bir ideolojiden kaynaklanmadığını, farklı ideolojik motivasyonlara sahip birçok terör yapılanmasının faaliyet gösterdiğini ortaya koymaktadır. Raporda, 2024 yılı boyunca Avrupa Birliği ülkelerinde farklı ideolojilere bağlı toplam 58 terör saldırısının gerçekleştiği veya engellendiği belirtilmektedir. Bu tablo, terörün belirli bir dinin değil, farklı ideolojik yapılanmaların oluşturduğu küresel bir güvenlik sorunu olduğunu açıkça göstermektedir.
Terör örgütleri, dini ve farklı ideolojileri istismar ederek kendilerine meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Bu nedenle çözüm, bugün sıkça yapıldığı gibi İslam’ı ya da herhangi bir dini suçlamak değil, terörü besleyen yanlış ideolojileri doğru bilgiyle etkisiz hale getirmektir. Güvenlik tedbirleri elbette gereklidir, ancak terör yalnızca güvenlik önlemleriyle tamamen ortadan kaldırılamaz. Çünkü terör, önce yanlış bir düşünce sistemi olarak ortaya çıkar, ardından şiddete dönüşür. Kalıcı çözüm, nefret ideolojilerinin, hurafelerin ve din adına üretilen yanlış anlayışların ilimle, eğitimle ve Kuran’ın gerçek mesajıyla ortadan kaldırılmasıdır. Şiddeti şiddetle değil, doğru fikirlerle etkisiz hale getirmek, uzun vadede çok daha kalıcı sonuçlar doğuracaktır.
Aynı şekilde İslamofobiyle mücadelede de en etkili yöntem, İslam’ın gerçek yüzünü doğru şekilde anlatmaktır. Dünyanın her yerindeki Müslümanlar dürüstlükleri, güvenilirlikleri, adalet anlayışları, nezaketleri, yardımseverlikleri ve güzel ahlaklarıyla İslam’ın barış dini olduğunu yaşayarak göstermelidir. Çünkü insanlar çoğu zaman dini, onu samimiyetle yaşayan insanların davranışlarında tanırlar.
İslam korkunun değil güvenin, nefretin değil sevginin, çatışmanın değil barışın dinidir. Allah’ın razı olduğu Müslüman insanlara güven veren, korkutup inciten değil sevip koruyan, ayrıştıran değil birleştiren, öfke ve nefreti değil, barışı, merhameti ve adaleti yaymaya çalışan kişidir. Dünyanın bugün ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur. Terörün oluşturduğu korku ortamını sona erdirecek, İslamofobinin yayılmasını engelleyecek ve toplumlar arasında gerçek güveni yeniden tesis edecek olan, Kuran’ın öğrettiği sevgi, adalet ve barış ahlakının yaşanması ve tüm dünyaya tebliğ edilmesidir.