Tarih boyunca en kırılgan olgulardan biri, uzlaşmazlık içinde bulunan ülkeler, topluluklar ve bireyler arasında büyük emeklerle kurulan barış ortamları olmuştur. Nitekim hak din ahlakının hakim olduğu kısa dönemler dışında, insanlık tarihi çoğunlukla çatışmalara, savaşlara ve zulümlere sahne olmuştur. Barış dönemleri ise ne yazık ki bu dönemlere kıyasla çok daha kısa sürmüştür.
Bu gerçek, yalnızca geçmiş için değil, günümüz için de geçerlidir. Bugün dünyanın her yerinde savaş yaşanmasa da gerek toplumlar arasında gerekse bireylerin hayatında özlenen huzur ve güven ortamının tam anlamıyla sağlanabildiğini söylemek mümkün değildir.
İnsanlar bu konu üzerinde düşündüklerinde çoğu zaman şu izlenime kapılırlar: Sanki bazı güçler, dünyada barışın hakim olmaması için bilinçli bir çaba göstermektedir. Huzuru değil, gerilimi beslemekte; uzlaşmayı değil, çatışmayı körüklemektedirler. Özellikle Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı bölgelerde adeta kan dökecek, çatışma çıkaracak veya yapılan anlaşmaları bozacak fırsatlar kollanıyormuş gibi bir görünüm oluşmaktadır. Peki, bu düşüncenin gerçeklik payı nedir?
Kur’an’a baktığımızda, tarihin her dönemini doğru değerlendirmemizi sağlayacak bilgilerin bu konuda da açıkça bildirildiğini görürüz. Nitekim Allah ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı… (Neml Suresi, 48)
İş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için çaba harcar… (Bakara Suresi, 205)
Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94)
Demek, ‘iş başına gelip yönetimi ele alırsanız’ hemen yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi? (Muhammed Suresi, 22)
Bu ve benzeri ayetlerden anlaşıldığı üzere, savaşlar ve çatışmalar çoğu zaman belli kişi ve grupların bilinçli olarak oluşturduğu süreçlerin sonucudur. Kur’an, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı amaçlayan kimselerin varlığını haber vermektedir. Tarih boyunca görüldüğü gibi bu kişiler; ırk, kültür, mezhep veya farklı kimlikleri kullanarak insanları birbirine düşman etmekte ve onları çatışmaya sürüklemektedir.
Hatta Kur’an’daki ifadelerden, bu bozguncuların yalnızca insanlara değil; ekine, nesle, yani bitkilere, hayvanlara ve hayatın doğal düzenine de zarar vermekten çekinmedikleri anlaşılmaktadır.
Buna karşılık Allah, bozgunculuğu yasaklamakta ve yeryüzünde barışın, adaletin ve düzenin korunmasını emretmektedir:
Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın… (Araf Suresi, 56)
“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas Suresi, 77)
… Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)
Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir. (Rad Suresi, 25)
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, İslam’da bozgunculuğun ve haksız saldırının yeri yoktur. Esas olan barış, adalet ve huzurdur. Nitekim Allah, insanları Kur’an’da barışa şöyle davet etmektedir:
Ey iman edenler! Hepiniz barışa (ve İslam’a) giriniz. Şeytanın adımlarına uymayınız. Çünkü o size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
“İslam” kelimesi, Arapçada barış, esenlik ve teslimiyet anlamlarını taşıyan aynı kökten türemiştir. İslam dini, Allah’ın rahmetinin ve merhametinin yeryüzünde hakim olması; insanların barış, güven ve huzur içinde yaşayabilmeleri için gönderilmiştir. Bu nedenle İslam’da savaş, ancak zorunlu hallerde ve meşru savunma amacıyla başvurulabilecek bir yoldur. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulmaktadır:
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 61)
Bu ayet, Müslümanların barışı isteyen tarafla barışı tercih etmelerini emretmektedir. Müslümanlar; intikam peşinde koşan, kan dökmeyi amaçlayan kimseler değildir. Bu nedenle, İslam adına hareket ettiğini iddia ederek cinayet işleyen, terör eylemleri gerçekleştiren veya barış anlaşmalarını bozan kişi ve örgütlerin Kur’an’ın öğrettiği ahlakla bağdaşmadığı açıktır.
Hz. Ebû Bekir’in (ra) savaş ahlakına dair şu tavsiyeleri de bunun en güzel örneklerinden biridir:
“Ey insanlar, kalpten uyacağınız on kural veriyorum: İhanet etmeyin ve Hak yoldan ayrılmayın. Çocukları, kadınları ve yaşlıları katletmeyin. Hurma ağaçlarını yakıp yok etmeyin ve herhangi bir meyveli ağacı da kesmeyin. Develerden, sürülerden ya da yığınlardan herhangi birini katletmeyin… Hayatını uhrevi uğraşlara adamış kişilerle karşılaşacaksınız, onları münzevi hallerine bırakın…” (Majid Khoduri, İslam’da Savaş ve Barış, Fener Yayınları, İstanbul, 1998, s. 123; Taberi, Tarih I, 1850)
Hadislerde bildirildiğine göre, İslam’ın barış anlayışını en güzel şekilde hayata geçirecek kişilerden biri de ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as)’dır. Rivayetlerde onun, Kur’an ahlakını hakim kılmak için gayret edeceği; zulmün, adaletsizliğin ve savaşların sona ermesine vesile olacağı haber verilmektedir. Bu konuda nakledilen hadislerden bazıları şöyledir:
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (Sahih-i Müslim, 1/136)
Hz. Mehdi (as) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)
Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bırakacak. (Sünen-i İbn Mace, 10/334)
Bütün bunlar göstermektedir ki İslam’ın hedefi; zulmün, adaletsizliğin, çatışmanın ve bozgunculuğun hakim olduğu bir dünya değil; adaletin, kardeşliğin, merhametin ve barışın egemen olduğu bir dünyadır. Bu nedenle Müslümanlar, haksızlıktan ve zulümden uzak durmalı; insanlar arasında barışı, kardeşliği, sevgiyi ve huzuru yaymak için bütün imkanlarıyla gayret göstermelidirler. Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu ahlak, insanlığı kalıcı barışa ulaştıracak en sağlam yoldur.