Harun Yahya Allah Var Mühür
7 Ekim 2026 7 dk okuma 3 okunma

Müslüman, İslam’ı Sevgiyle Tebliğ Eder

Müslümanların en önemli sorumluluklarından biri tebliğ, yani insanları imana davet etmektir. Tüm Müslümanlar insanlara Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmakla, onları din ahlakına çağırmakla emrolunmuşlardır. Mümin bu ibadeti doğal bir şekilde yerine getirir. Çünkü insanlara kendi yaşadığı hakikati anlatır. Allah sevgisini, Allah’a duyduğu bağlılığı ve din ahlakının hayatına kazandırdığı güzellikleri onlarla paylaşır. İnsanın yaşadığı bir gerçeği anlatması son derece kolay olduğu için, tebliğ de müminin hayatının ayrılmaz bir parçası olan, doğal olarak yerine getirdiği bir ibadettir.

Tebliğ görevinin temelinde yalnızca bir sorumluluğu yerine getirme bilinci değil, Allah’a duyulan derin sevgi ve bağlılık vardır. Nitekim müminin hayatının merkezi Allah sevgisidir. Mümin, Rabbini derin bir aşkla sever ve O’nun yarattıklarına karşı büyük bir hayranlık duyar. Hayatının her anında Allah’ın rızasını kazanmaya, O’nu yüceltmeye ve O’nun beğeneceği ahlakı yaşamaya gayret eder. Bu nedenle bütün konuşmaları ve davranışları, kalbindeki Allah sevgisinin bir yansımasıdır. Tebliğ ederken kullandığı her söz, sergilediği her tavır da Rabbine olan sevgisini yansıtır. Bu yüzden üslubunda daima bir incelik, bir özen ve güzel ahlak görülür.

Mümin, insanlara dini anlatırken aslında kendi hayatında yaşadığı güzellikleri paylaşır. Allah’ın yüceliğini, kudretini ve sanatını kalbinde derinden hissettiği için, karşısındaki insanın da bu gerçekleri fark etmesini, Allah’a karşı aynı hayranlığı ve heyecanı duymasını ister. Niyeti Rahmani olduğu için, üslubuna da veli ahlakı hakim olur. Ağzından daima güzel sözler dökülür. Dinin sıcaklığını ve samimiyetini kendi yaşadığı gibi, insanlara da aynı içtenlikle aktarır. Bu nedenle tebliğ sırasında karşısındaki insanı yenmeye, susturmaya veya mahcup etmeye çalışan bir üslup onda asla görülmez. Allah’tan, O’nun dininden ve kitabından söz ettiği için kelimelerinde daima sevgi ve samimiyet vardır. Sözlerini büyük bir özenle seçer, bu da karşı tarafa saygı, anlayış ve yumuşaklık olarak yansır.

Allah’ın beğendiği ahlak, güzel sözle, güzel tavırla ve güzel örnek olmakla yaşanır. Allah, Müslümanlara tebliğ sırasında herkese güzellikle yaklaşmalarını, olgun, anlayışlı ve yumuşak bir üslupla insanları İslam’a davet etmelerini emretmiştir. Buna göre Müslüman, insanların inanç, fikir ve görüşlerine bakmaksızın herkese nezaketle davranmalı, iyiliği tavsiye etmeli, insanları sabırla ve sükunetle doğru yola çağırmalıdır. Allah bu görevi Müslümanlara farz kıldığını ayetlerde şöyle bildirmektedir:

Sizden hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)

Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) müminleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)

Allah, Peygamber Efendimiz (sav)’e kaba ve katı davranması halinde insanların çevresinden dağılacağını bildirmiş, Hz. Musa ile Hz. Harun’a ise Firavun gibi zalim bir hükümdara giderken bile ona karşı yumuşak söz söylemelerini emretmiştir. Bu nedenle mümin, karşısındaki kişinin tavrı ne olursa olsun, Allah’ın beğeneceği güzel ahlakı göstermeye özen gösterir. Karşısındaki insanı dikkatle dinler, onu anlamaya gayret eder. Karşısındaki insanın aklına takılan soruları sabır ve şefkatle cevaplandırır.

Müslümanlar iman etmeyenlere karşı fikri bir mücadele yürütürken, aslında doğrudan şeytana ve küfri ideolojilere karşı mücadele ettiklerini de unutmazlar. Bu ideolojilerin peşinden giden insanları ise hakikati henüz görememiş kimseler olarak değerlendirirler. Bu nedenle onlara şefkatle yaklaşır, gerçeği görüp iman etmeleri umuduyla doğruları anlatırlar. Amaçları onları dışlamak veya onlara üstün gelmeye çalışmak değil, Allah’ın izniyle onların hidayetine vesile olabilmektir. Bu sebeple kaba ve kırıcı bir dil kullanmaktan titizlikle kaçınırlar.

Gerçek bir müminin kalbi Allah sevgisiyle, cennet özlemiyle ve Allah’a kavuşma ümidiyle doludur. Bu nedenle kavga etmek, kırıcı olmak, hakaret etmek veya karşısındaki insanı küçümsemek zaten onun doğal karakteri değildir. Elbette haksızlığa ve inkara karşı fikri mücadele verir. Ancak bu mücadeleyi öfke ve kızgınlıkla değil, Allah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için Kuran’ın çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirir. Bu sınırların temeli ise açıktır: şefkat, saygı, sabır ve güzel ahlak.

Peygamber Efendimiz (sav) pek çok konuda olduğu gibi, İslam’ı en güzel şekilde yaşamış olmasıyla ve inanmayanlara yaptığı akılcı, kararlı, şefkatli ve merhametli tebliğ üslubuyla da bütün Müslümanlara örnektir. Peygamberimiz (sav)’in bu yapıcı ve yatıştırıcı üslubu Kuran’da şöyle haber verilmektedir:

Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi… (Al-i İmran Suresi, 159)

Peygamberimiz (sav)’i örnek alan veli ahlaklı Müslümanlar da kendileriyle aynı düşünce ve inanca sahip olmayan kişilerle konuşurken son derece nazik, saygılı ve yapıcı bir üslup kullanırlar. Nitekim Kuran’da bildirildiği gibi, “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara Suresi, 256) Müslümanların sorumluluğu, Allah’ın bildirdiği hakikatleri insanlara en güzel şekilde anlatmak, seçimi ise onların vicdanına bırakmaktır. Yüce Allah, bir Müslüman’ın diğer insanlara karşı kullanacağı üslubu Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı da, hidayete ereni de en iyi bilendir. (Nahl Suresi, 125)

Müslüman, zulme ve kötülüğe karşı elbette tavizsiz bir duruş sergiler. Ancak bu mücadeleyi de öfke ve intikam duygusuyla değil, adalet, hukuk ve akılcı yöntemler çerçevesinde yürütür. Nihai hedefi kötülüğün ortadan kalkması, insanların zulümden vazgeçmesi ve Allah’ın izniyle hakka yönelmesidir. Bu nedenle insanları dışlamayı değil, onların kalplerinin hakikate açılmasına vesile olmayı ister. Çünkü Kuran’a göre tevbe kapısı kimse için kapanmış değildir. En katı kalbin bile Allah’ın dilemesiyle yumuşaması, en azılı inkarcının bile hidayet bulması mümkündür. Kalpler yalnızca Allah’ın elindedir.

Trend

En Çok Okunanlar